Görsel: Pixabay
İstanbul, Marmara bölgesinin ve Türkiye'nin hem ekonomisi, hem nüfusu hem de yaşamın yoğunluğu ve hızıyla en gelişmiş kenti olan İstanbul, öyle bir şehir hayal edin ki bir yüzüyle hem Avrupa’ya baksın; diğer yüzünü Asya’ya çevirsin…. Her iki kıtada var olsun, binlerce canlıya yurt olmuş, nice halklar yaşamış, medeniyetler kurulmuş, yıkılmış… Yedi tepeli İstanbul’un daha keşfedilmemiş nice hazineleri var; keşfedilmişlerden birkaç tanesini örnek vermek isteriz.
İstanbul, sadece modern bir metropol değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir tarihe sahip bir şehir. Aslında İstanbul'un kendisi başlı başına bir antik kent gibi.
İstanbul’un kalbi, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Byzantion ile atmaya başladı. M.Ö. 667 yılında Megaralılar tarafından kurulan Byzantion, Boğaz'ın stratejik noktasında yükseldi. Yüzyıllar içinde Roma İmparatoru Konstantin tarafından büyütüldü ve Konstantinopolis adını aldı. Bugün, Sultanahmet ve çevresinde bu efsanevi kentin izlerini görmek hâlâ mümkün.
Kadıköy’ün altında saklı, köklü bir geçmiş yatıyor. M.Ö. 685 yılında Megaralı denizciler tarafından kurulan Khalkedon, Boğaz'ın Anadolu yakasında yer alan ilk Yunan kolonisi oldu. Stratejik konumu sayesinde ticaret ve kültür merkezi haline geldi. Günümüzde Yoğurtçu Parkı ve çevresi, bu eski yerleşimin izlerini taşıyor.
Üsküdar'ın antik adı Khrysopolis, yani "Altın Şehir"di. Byzantion’un tam karşısında yer alan Khrysopolis, ticaret yollarının kesişim noktasında bulunuyordu. Persler döneminde vergi toplama merkezi haline gelen şehir, tarih boyunca İstanbul Boğazı'nın kontrolünde kilit bir rol oynadı. Bugün Üsküdar'ın sokaklarında bu köklü geçmişi hissetmek mümkün.
Modern keşiflerle ortaya çıkan Bathonea Antik Kenti, Küçükçekmece Gölü'nün etrafında gizlenmiş bir Roma harikasıdır. 2009'dan bu yana süren kazılarda yollar, su kemerleri, liman yapıları ve gündelik yaşam kalıntıları ortaya çıkarıldı. Bathonea, İstanbul'un Roma dönemindeki kırsal yaşamını anlamamıza ışık tutuyor.
M.Ö. dönemlere kadar uzanan Rhegion, Marmara Denizi kıyısında küçük ama önemli bir sahil kasabasıydı. Özellikle Roma döneminde Florya civarında gelişti. Antik haritalarda "Rhegion" olarak adı geçen bu bölge, İstanbul'un erken dönem yerleşim örneklerinden biridir.
Pendik’in antik ismi Pentikion, küçük bir kıyı yerleşimi olarak dikkat çeker. Antik çağda bu bölgede balıkçılık ve küçük çaplı ticaret faaliyetleri yürütülüyordu. Bugün Pendik'te arkeolojik buluntular nadir olsa da, bu bölge İstanbul’un tarih öncesi dönemlerine dair izler taşımaktadır.
Bakırköy’ün antik adı Hebdomon, Roma İmparatorluğu döneminde özellikle askeri ve dini törenler için önemli bir merkezdi. İmparatorlar burada tahta çıkar, ordular burada tören düzenlerdi. Bugün Bakırköy'ün birçok yerinde, Hebdomon’un görkemli geçmişine ait izler gizlidir.
Büyükçekmece civarında yer alan Athyra, Bizans döneminde önemli bir savunma noktasıydı. Marmara Denizi kıyısında stratejik bir konuma sahip olan bu küçük antik yerleşim, İstanbul'u batıdan gelen saldırılara karşı koruyan zincirin bir parçasıydı. Bugün Büyükçekmece Kalesi ve çevresi, bu tarihin sessiz tanıklarıdır.
(Bunlar tam bir şehir veya kent olmasa da önemli tarihi alanlar)
Silivri'nin tarihi, M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanır. Selymbria, Byzantion ile birlikte bölgenin en önemli liman kentlerinden biri olmuş, zengin tarım arazileri ve güçlü surlarıyla ünlüydü.
Panormos, küçük ama önemli bir antik liman yerleşimiydi. Roma ve Bizans döneminde Boğaz girişini kontrol eden bu küçük kasaba, ticaret ve denizcilik açısından stratejik bir rol oynadı.
Antik kent rehberi
Nerede kalabiliriz, neyle gidebiliriz?
Güncel gezi rotaları